Psikolog Tennur Katgi

Londra’da yaşayan danışanlarıma yüz yüze, dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan danışanlarıma ise online danışmanlık sağlamaktayım.

Bireysel Danışmanlık ( Yüz yüze- Online Terapi)

Yetişkin danışanlarımla ağırlıklı olarak kaygı sorunları, depresyon, ilişki sorunları, stres yönetimi, travma, göçmenlikle ilişkili uyum sorunları konularında çalışıyorum. Danışanlarımı ağırlıklı olarak bilişsel davranışçı terapi ve şema terapi yaklaşımları ile desteklemekteyim.

Psikoterapi esnasında size hayatta yaşadıklarınız, tercihleriniz, hisleriniz ve düşünceleriniz nedeniyle asla yargılanmayacağınız, verdiğiniz bilgilerin gizli kalacağı, kendinizi güvende hissedebileceğiniz bir alan sunuyorum.

Psikoterapi çalışmalarımda her zaman sizlerin ihtiyaçlarını ön planda tutuyorum. En kısa sürede en iyi gelişmeyi görebileceğimiz, sorun yaşanan alanlarda rahatlamayı sağlayacak uygun psikoterapi tekniklerini kullanıyorum.

Kendi potansiyelini ortaya çıkartmanızı ve eskisinden daha güçlü ve olumlu bir şekilde hayatınıza devam etmenizi hedefliyorum.

Eğer siz de tanışmak, birlikte neler yapabileceğimizi keşfetmek ve psikolojik danışmanlık almak isterseniz iletisim kurabilirsiniz.

Çocuk ve Ergenlik Dönemi Danışmanlığı

Çocuk ve ergenlere ağırlıklı olarak depresyon ve kaygı sorunları, travma, yas, göçmenliğe uyum ve adaptasyon sorunları, okula uyum, sınır koyma ve kural tanıma, sınav kaygısı alanlarında destek olmaktayım.

Çocuklarla çalışırken oyun terapisi, sanat terapisi ve bilişsel davranışçı terapi tekniklerinden faydalanmaktayım. Ergen danışanlarımla çalışırken ise yaşadıkları geçiş dönemine uyumu güçlendirecek tekniklerden faydalanmaktayım.

Seanslar hakkında bilgi almak için ya da randevu oluşturmak için 02081033872 numarasını arayabilir ya da info@tennurkatgi.com’a email gönderebilirsiniz.

Tags: Londra psikolog, Londra terapist, İngiltere psikolog, İngiltere terapist, Türk terapist

Bilişsel Davranışçı Terapi: Düşünceni Değiştir, Hayatın Değişsin!

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), kısa süreli ve çözüm odaklı bir konuşma tedavisidir. Depresyon, anksiyete bozuklukları, obsesif kompülsif bozukluk, yeme bozuklukları gibi sorunların tedavisinde etkililiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır ve yaygın olarak kullanılmaktadır. Çocuk, ergenler ve yetişkinlerle uygulanabilir.

Bilişsel Davranışı Terapi ortalama olarak 16 seans kadar sürer. Seanslar haftada bir kez olmak üzere düzenlenir. Ancak terapinin ilerleyen aşamalarında seans sıklıkları iki haftada bire ya da ayda bire düşebilir.

Seanslarda sizleri neler bekliyor?

Bilişsel Davranışçı Terapi ekolüne göre duygularımızı ve davranışlarımızı içinde bulunduğumuz durum değil, durumu algılayış biçimi şekillendirir. İşe yaramayan, olumsuz düşünce biçimleri ya da faydasız davranışlar psikolojik sorunlara yol açar. Eğer bir durum hakkında nasıl düşündüğümüzü değiştirebilirsek, durum değişmese bile kendimizi daha iyi hissedebilir ve buna göre davranabiliriz. Yani daha yararlı düşünce de davranış biçimlerini öğrendiğımiz takdirde psikolojik sorunlarımız azalır. Bu nedenle seanslarda size rahatsızlık veren, psikolojik kökenli sorunlarınızın çözümü için düşünce ve davranış biçimlerinizi değiştirmeye yönelik teknikler uygulanır.

Bir durum üzerinden iki senaryo örneği ile anlatalım. İnternette Bilişsel Davranışçı Terapi konu başlığını aradınız ve ilgili sayfayı okumaya başladınız (durum). Yazıyı okurken “Ne kadar karmaşıkmış, asla anlamayacağım, böyle şeyleri hiç anlamam zaten.” diye aklınızdan geçirdiğinizi (düşünce) varsayalım. Muhtemelen kendinizi kızgın ya da üzgün hissedecek (duygu) ve de sayfayı kapatacaksınız (davranış). Bir diğer senaryoda ise yazıyı açtığınızda çok ilginizi çektiğini “Ne kadar güzel, hemen okumalıyım.” diye düşündüğünüzü varsayalım. Muhtemelen kendinizi mutlu ya da heyecanlı hissedecek ve yazıyı bir solukta okuyacaksınız.

Gün içerisinde aklımıza bunun gibi birçok olumsuz ya da faydasız düşünce gelir ve biz bunların doğruluğunu sorgulamadan, geçerliliklerini kabul ederiz. Ancak bu düşüncelerin çoğunun geçerli kanıtı yoktur. Peki ya düşünceniz doğruysa? Bazen ise akla gelen düşünceler doğrudur, ancak faydasızdır. Örneğin, okuduğunuz konu gerçekten size karmaşık gelebilir. Ancak böyle düşünmeniz okumaya dair motivasyonu azaltabileceğinden ve konuyu öğrenmenizi zorlaştıracağından faydasızdır. Özellikle psikolojik sorunlarınız arttığında daha çok olumsuz ya da faydasız düşünme eğiliminde olursunuz. Bu nedenle düşüncelere ve davranışlara müdahale etmek, sorunların çözümünü de beraberinde getirecektir.

Hangi düşüncelerimizin geçerli kanıta sahip olduğunu, faydasız düşüncelerin ve davranışların yerine faydalı düşüncelerin nasıl yerleşebileceği psikoterapi seansları boyunca üzerinde çalışılan konular arasındadır. Böylelikle psikolojik sorunlardan iyileşme sağlanır.

Dedektif Pikachu (2019)

Dedektif Pikachu (2018)

Çocukluğunda Pokemonları büyük bir ilgiyle izleyen, kartlarını biriktirip, oyunlarını oynayan neslin beklediği film sonunda vizyona girdi. Pokemon severler için film özlediğimiz kahramanlara kavuşma fırsatını sağlıyor. Ancak bir kaç şartla: Ryan Reynolds’un seslendirdiği ve yetişkin gibi konuşan Pikachu’ya alışmak ve de Ash gibi ana karakterlerin filmde yer almayışını baştan kabullenmek.

Ya çocuklar?

Birçoğunuzun anımsayacağı gibi Pokemon çizgi filmi 2000’li yılların başında dört yaşındaki bir çocuğun kendini Pokemon sanarak balkondan atması sonucu yayından kaldırılmıştı. Peki ya bu film çocuklarla izlemeye uygun mu?

Şiddet İçerikli Sahneler

Filmde küçük çocukları olumsuz etkileyebilecek nitelikte şiddet içerikli sahneler ve canavarlar bulunuyor. 6 yaşından küçük çocuklar bu sahneleri gerçek sanabilir,  korkabilir ve karakterlerin başına nelerin geleceğiyle ilgili aşırı endişelenebilir. Bu nedenle küçük çocukların izlemesine uygun bir film değil.

Çocuklar filmin konusunu anlayabilirler mi?

Küçük çocukların olay örgüsünü tam olarak kavramalarını beklemek güç. Bu nedenle de 8 yaş ve üzeri çocuklarla izlemek daha iyi olacaktır.

İzlemeli mi?

Pokemonların dünyasını seven yetişkinlerin ve de 8 yaşından büyük çocukların izlerken eğlenebileceği bir film. Ancak filmin çocuklar için eğitici bir niteliğinin bulunmadığını belirtmek isterim.

Önerilen Yaş: 8 ve üzeri

Çocuklar için Anlaşılabilirlik: 7/ 10

Eğiticilik:

Şiddet İçeriği: 6/ 10

Christopher Robin (2018)

Hiçbir şey yapmamak bazen yapılacak en iyi şeydir.”

                                                                            Winnie the Pooh

Winnie the Pooh serisinin çizgi film ve sinema filmlerini izleyerek büyüdük. Geçtiğimiz günlerde vizyona giren son filmde ise Christopher Robin de bizleri yalnız bırakmıyor, o da büyüyor ve karşımıza 40’lı yaşlarda yetişkin biri olarak çıkıyor. Herkes gibi hayatın zorlukları onun da yakasını bırakmıyor. Yatılı okula gidiyor, babasını kaybediyor. İngiltere’nin zorlu savaş yıllarında askere gidiyor.

En stresli anında, Londra’nın merkezinde ayı Winnie’yi karşısında gördüğünde bunun stresten kaynaklandığını düşünüyor. Winnie ise şöyle cevap veriyor: “Ben stres değilim, ben Winnie’yim.”

Haydi çocukluğumuza dönelim ve düşünelim. Elimizden düşürmediğimiz oyuncaklarımız nelerdi? Bizler o oyuncaklarla çocuk dünyamızı kurduk, büyümenin sancısını o oyuncaklarla yaşadık. Tüm yaşadıklarımızı o oyuncaklara yansıttık.

Winnie: Ya beni unutursan ne olacak?

Christopher Robin: Aptal yaşlı ayıcık. Seni asla unutmayacağım. 100 yaşında olsam bile.

Winnie: Sen 100 yaşında olunca ben kaç yaşında olacağım?

Christopher Robin: Sen de 99 yaşında olacaksın.

Christopher Robin, Winnie’ye baktığında kendisinin güvenli ve olumlu yanlarını görüyor. Winnie’nin olduğu yerde stresin olmamasının nedeni de bu. Winnie, Christopher Robin’in hayatında onaylanmanın, doğallığın, sevilmenin simgesi. Oyuncaklar biz küçükken ne hayal edersek ona dönüşürler, neyi istersek onu yaparlar. Bizi asla eleştirmezler ve kırmazlar. Bizi korurlar. Oynamak büyülü bir biçimde çocukların yaşadıkları sorunları düzeltir, psikolojik sancılarını iyileştirir.

Hayatın zorluklarıyla başa çıkma biçimlerimizi çocukluğumuzda yaşadığımız zorluklara cevaben oluşturuyoruz. Hayatımız boyunca benzer zorlu koşullara giriyor ve benzer başa çıkma yöntemlerini kullanıyoruz. Şu an yaşadığı soruna karşı ise hiçbir çıkış yolu bulamadığını düşünen Christopher Robin’e, Winnie şunu hatırlatıyor: Sen Christopher Robin’sin. Her zaman bir yolunu bulursun.

İş baskısından bunalmış Christopher Robin’in aklına insanları işten çıkarmayı kafaya koymuş patronu tıpkı çocukken korktuğu canavarı yenermiş gibi yapmak geliyor. Çünkü onu başarılı kılan ve baş etme becerilerini kazandıran şeyi anımsıyor: Kendiliğindenlik ve oyun.

Şema Terapi psikoterapi ekolünde kendiliğindenlik ve oyun sağlıklı yetişkin olabilmenin koşulu olarak görülüyor.  Çünkü hepimiz eğlenceye, keyife, mutluluğa ve kendimiz gibi olmaya ihtiyaç duyuyoruz. Bir de madalyonun öteki tarafı var. Çocukluğumuzda dilediğimiz gibi oynayamadıysak, bir çocuğun kaldırmasının çok güç olduğu yükleri taşımak durumunda kaldıysak başa çıkma yöntemlerimiz buna göre gelişiyor. Bu yöntemler ise bizleri kendimiz gibi olmaktan ve keyif almaktan mahrum bırakabiliyor. Peki ya siz tüm bu hayat karmaşasında en son ne zaman düşünmeden kendiniz gibi davranabildiniz, hiçbir şey yapmadan durabildiniz ve oyun oynayabildiniz?

“Christopher Robin oyun oynamaya geldiğinde hava hep güneşlidir.”

                                                                                                      Winnie the Pooh

Aylardan Ağustos olduğuna göre bu hafta sonu da hava güneşli olacağa benziyor. En iyisi sizler de bu haftasonu varsa çocuklarınızla, çocuğunuz yoksa da içinizdeki çocuğu alıp Christopher Robin’i izlemeye gidin. Eve döndüğünüzde ise gözlerinizi kapatın ve çocukluğunuzda hep yanınızda olan, sizi yüreklendiren, sorunların üstesinden gelmenizi sağlayan oyuncaklarınızı ve oynadıklarınızı anımsamaya çalışın. Unutmayın siz hala o çocuksunuz.

Önerilen Yaş: 8 ve üzeri

Çocuklar için Anlaşılabilirlik: 9/ 10

Eğiticilik: 8/ 10

Psikolojik Gelişimi Destekleme: 10/ 10

Şiddet İçeriği: 0/ 10

Karamsarlıkla Başa Çıkma: Kötü olaylara önceden hazırlanmak işe yarar mı?

Yaşadığımız olayların içerisinde barındırdıkları olumsuzluklara aşırı duyarlılaşmak ya da kötü şeylerin başa geleceğini düşünmek karamsar düşünce biçimidir.

Karamsar düşünmeye yatkınlığı (şeması) olan kişiler genellikle kötü olaylara önceden hazırlanırlar ki kötü olay başlarına geldiğinde daha az olumsuz etkilensinler.

Öncelikle iyi haberle başlayalım: Olayların sonuçları en iyimser tablodan en kötümser tabloya uzanan bir yelpazede gerçekleşebilir. En iyi ve en kötü sonuçların gerçekleşme olasılığı var olduğu gibi, çoğu zaman ortalama bir sonuç gerçekleşir. En kötüsünün olacağını düşündüğünüz olayların çoğunda en kötü senaryo gerçekleşmez.

Üniversite sınavı zamanına geri dönelim. Sınav çıkışında istediği üniversitede, arzu ettiği bölümü okuyamayacağından endişelenenleriniz oldu mu? Sonuç olarak istediğiniz okulu ve bölümü kazanmış olabilirsiniz. Alternatif olarak,  istediğiniz bölüme girmiş ya da istediğiniz okulda başka bir bölüm okumuş olabilirsiniz. En son ihtimal olarak da hem istediğiniz okula hem de bölüme girememiş, tercihlerinizi değiştirmiş olabilirsiniz. Belki de geriye baktığınızda tercihlerinizi değiştirmek zorunda kalmış olmaktan memnunsunuz. Hatta belki de sınava bir sene daha çalışma kararı aldınız ve istediğiniz sonucu aldınız. Peki, şimdi geriye baktığınızda sınav çıkışı yaşadığınız endişe size nasıl görünüyor?

Son zamanlarda karamsarlaşmanıza ve endişeye kapılmanıza neden olan olaylar yaşadınız mı? Muhtemelen en kötüsü gerçekleşmeyecek.

Kötü haberle devam edelim: En kötüsüne hazırlandığınız zamanlarda sanki en kötü senaryo gerçekleşmiş gibi üzüldünüz. Zihniniz ve bedeniniz yoruldu.

Diyelim ki kötü bir olay başımıza geldi: Hazırlık işe yarar mı?

Kendimizi en kötüye hazırladığımız zamanlarda oldukça olumsuz duyguları, yoğun biçimde yaşarız: Aşırı üzüntü, panik, öfke gibi.

Kötü olay gerçekleştiğinde de bu duyguları yaşamaya devam ederiz. Ancak ne yazık ki hazırlıklı olmak bu duygulara bağışıklık kazanmamıza değil, duyguların devamlılığının artmasına neden olur. Yani duygusal olarak daha çok yoruluruz.

En kötü senaryoyu düşünmeyi nasıl engelleyebiliriz?

1) Tüm ihtimalleri bir olumlu, bir olumsuz ve bir ortalama sonuç olacak şekilde sıralayın: En kötü ihtimal kadar en iyi ihtimalin de gerçekleşme olasılığı var ve hatta büyük ihtimalle ortalama bir sonuç gerçekleşecek.

2) Ana odaklanın: Unutmayın ki en kötü senaryo başınıza gelmedi. Anda kalabilirseniz kötü sonucu görmemiş olursunuz.

3) Başınıza gelecek kötü olaylarla başa çıkabileceğinize inanın: Yaşayacağınız kötü olaya hazırlık yapmadan da başa çıkabilmeniz mümkün. Birçok insan zor durumda kalmadan neler yapabileceğini bilmediğini ancak zor durumu yaşadığında çözümler üretebildiğini söyler. Başa çıkmada ve çözüm üretmede kendinize güvenin.

Bu adımları uygulamakta ve olumsuz düşüncelerle başa çıkmakta güçlük çektiğinizi düşünüyorsanız bir psikoterapistten yardım alabilirsiniz.

Kubo ve Sihirli Telleri (2016)

Deniz kıyısında bir mağarada annesi ile yaşayan Kubo annesinin sözünü bir kereliğine dinlemeyip, hava karardıktan sonra eve dönmeyince eski bir kan davası alevlenir. Bu davayı kazanmasının tek yolu babasının samuray kılıcını bulmasıdır ancak bu yolda bir çok kayıp vermesi gerekecektir.

Yetişkinler için:

Güzel çizimleri, büyülü havasıyla yetişkinler bu filmi izlemekten keyif alabilir.

Bu filmi 11 yaşından küçük çocuklarınızla birlikte izlememenizi öneririm.

Okul Öncesi Dönem Çocukları: Bu yaş çocukları gördüklerinin gerçek olduğuna inanırlar. Filmde yer alan büyüler, canavarlar, şiddet okul öncesi çocuklar için çok korkutucudur.

İlk Okul Çağı Çocukları: Annesinin sözüne bir kereliğine uymayan bir çocuk bunun karşılığında annesini kaybediyor. Özellikle ilkokul çağı çocukları ben merkezci düşünür ve başlarına gelen kötü olayların (anne- baba kaybı, boşanma, kazalar gibi) kendilerinin suçu olduğuna inanabilirler. Bu yaşlarda annesini kaybeden bir çocuk gerçekten de annesinin sözüne uymadığını ve bu nedenle annesinin öldüğüne inanabilir. Film bu gibi yanlış inançları doğru gibi gösterdiği için ilkokul çağı çocuklarıyla birlikte izlenmemelidir.

Önerilen Yaş: 11 ve üzeri

Çocuklar için Anlaşılabilirlik: 5/ 10

Eğiticilik: 3/ 10

Psikolojik Gelişimi Destekleme: 3/ 10

Şiddet İçeriği: 8/ 10

Taş Devri Firarda (Early Man) 2018

Taş devrinde yaşayan bir köy bronz çağına geçmiş ve daha güçlü araç gereçlere sahip bir krallık tarafından ele geçirilir. Çok sevdikleri topraklarını kaybeden köylüler, bronz devrindeki kasabayla bir futbol maçı yaparak topraklarını geri kazanmaya çalışacaktır.

Bu filmi çocuklarınızla aşağıdaki konuları konuşarak izleyebilirsiniz:

  • Tarih öncesi devirlerle ilgili kısa bir sohbet yapabilirsiniz. Böylelikle sizlerin de tarih bilgisi tazelenecektir.
  • Hedeflerimize ulaşabilmek için çabalamalı ve pes etmemeliyiz. Güçsüz ya da zayıf olduğumuzu düşünsek bile yeterince çabalarsak üstesinden gelebiliriz.
  • Takım olabilmek için aynı hedef doğrultusunda çaba göstermek yeterlidir. Takım arkadaşlarımızla aynı özelliklere sahip olmamız ya da her zaman onlarla çok iyi anlaşmamız gerekmez.
  • Kendi başımıza başaramayacağımızı düşündüğümüz bazı şeyleri arkadaşlarımızdan, ailemizden, sevdiğimiz kişilerden destek alarak başarabiliriz.
  • Kızlar da iyi futbol oynayabilir ve futbolu sevebilir. Bir sporu sevmenin cinsiyetle alakası yoktur. Keyif aldığımız şeyleri kız ya da erkek olmamız fark etmeden yapabiliriz.
  • Bu filmde iki köyün birbirine düşman olması gibi okulda da çocuklar birbirlerine düşmanmış gibi davranabilir. Arkadaş grupları olabilir ve birbirleriyle konuşmayabilirler, kötü sözler söyleyebilir, hatta kavga edebilirler. Şunu unutmamak gerekir ki düşman dediğimiz tek bir bütün değildir. Bu gibi gruplaşmalar çok yanlıştır çünkü düşman gibi gördüğümüz grupların içinde iyi arkadaş olabileceğimiz kişiler vardır.

Yetişkinler için:

Taş Devri Firarda filminin hedef kitlesi çocuklar. Yetişkinler de izlerken keyif alabilir ancak beklentiyi çok yükseltmemek gerekiyor. Filmin en güzel tarafı ise bizlere özgürlüğün değerini ve özgürlüğümüzü korumak için neler yapabileceğimizi hatırlatması.

Önerilen Yaş: 6 ve üzeri

Çocuklar için Anlaşılabilirlik: 7/ 10

Eğiticilik: 7/ 10

Psikolojik Gelişimi Destekleme: 7/ 10

Şiddet İçeriği: 4/ 10

Türk Psikologlar Derneği tarafından düzenlenen Çocuk ve Travma Sempozyumu’nda gerçekleştirdiğim “Travmaya Duyarlı Okullar” konulu sunumumdan notlar

27 Mayıs 2018 tarihinde Türk Psikologlar Derneği tarafından 3. Travma Sempozyumu, Çocuk ve Travma başlığıyla düzenlendi.

Ben de Maya Vakfı olarak yürüttüğümüz ve koordinatörlüğünü üstlendiğim “Travmaya Duyarlı Okullar” projemizi tanıttım. 2016 yılından beri yürüttüğümüz proje ile okulları travmaya duyarlı hale getirmeyi arzu ediyor ve bu hedef doğrultusunda öğretmenlere psikolojik travma konusunda eğitimler düzenliyor, travmatik çocukları belirleyip okullarda grup psikoterapi seansları yapıyoruz.

Travmaya Duyarlılık Nedir?

Çocukla etkileşim halinde olan tüm yetişkinlerin travma ve travmaya dayalı tepkiler hakkında bilgi sahibi olmasına denir. Bu bilgiler temel olarak şunlardır:

  • Çocuklar kasıtlı olarak manipülasyon yapmazlar, karşı gelmezler ve kaçınmazlar.
  • Aşırı hareketlilik, korku, utanç ve suçluluk travmaya verilen yaygın tepkilerdir.
  • Öğretmenler, okul yöneticileri, okul çalışanları, aileler ve çocuğun bakımından sorumlu diğer kişiler travma konusunda psikoeğitim almalıdır.
  • Bir yetişkin çocuğun hayatında problem olduğunu keşfedemezse çocuğun destek alma şansı yoktur.

Neden Travmaya Duyarlı Olmalıyız?

Çocukluk dönemi travmatik deneyimleri ileride depresyon, alkol ve madde bağımlılığı gibi ruhsal ve astım, mide-bağırsak hastalıkları, kas hastalıkları gibi fiziksel rahatsızlıklara yakalanma oranını önemli ölçüde arttırmaktadır.

Çocukluk dönemi travmaları sonucu beyin yüksek  oranda kortisol hormonu salgılar ve yeni bilgiler öğrenme ile hafızadan sorumlu hipokampüs zarar görür (van der Kolk, 2003). Çocuğun bedeni fiziksel tehdite alarm durumunda kalır ve çocuğun temel hedefi hayatta kalmak olur. Çocuk derse odaklanamaz. Travmatik deneyim yaşamış çocuklarda akademik başarı düşebilir ve okulu bırakma oranı artış gösterir.

Bu nedenle çocukluk dönemi travmalarının tespiti ve çocuğun bir ruh sağlığı çalışanından destek alması çok önemlidir.

Tanıdığımız biri kanser olursa bunu çocuğunuza nasıl anlatmalısınız?

Kanser günümüzde çok yaygın bir hastalık. Hiç birimiz başımıza gelmesini istemesek de her yıl Türkiye’de 100 binin üzerinde kişiye kanser tanısı konuyor. Peki ailemizden biri ya da bir tanıdığımız kanser olursa bunu çocuğunuza nasıl anlatmalısınız?

Çocuğunuzla konuşurken her zaman dürüst olmak gerekiyor. Bu kural kanserle ilgili konuşurken de geçerli.

İlk Adım: Çocuğunuzun kanserle ilgili ne bildiğini öğrenin.

Kanser üzerine sıkça konuşulan bir rahatsızlık. Bu nedenle çocuğunuzun hastalıkla ilgili ne bildiğini, ne duyduğunu ya da ne düşündüğünü öğrenin. Böylelikle çocuğunuzun yanlış fikirleri ya da endişeleri varsa konuşmaya onları düzeltmekle başlayabilirsiniz.

İkinci Adım: Gerçek kelimeler kullanın.

Kanser kelimesi bir çok kimse tarafından ürkütücü bulunuyor.  Bu durumda kanserle mücadele etmek, kanserle savaşmak, amansız hastalık, kanseri yenmek gibi kanseri olumsuzluklarla anmayı alışkanlık haline getirmiş cümle kalıplarının sıkça kullanımı maalesef ki etkili. Ancak kanser hastaların ve de hasta yakınlarının hayatının bir parçası. Savaşmak, alt etmek, mücadele etmek, yenmek yenilmek yerine beraber yaşamayı öğrenmek ve de kanser demekten çekinmemek gerekiyor. Çocuğunuzla konuşurken de gerçek kelimeleri kullanmalısınız. Örneğin dedenin boğazı hasta derseniz, çocuk kendi boğazı ağrıdığında kendisinin de aynı hastalığa yakalandığını düşünebilir. Onun yerinde gerçekçi bir biçimde dedenin boğazında kanser olmuş deyip çocuğa kanserin nasıl bir hastalık olduğunu anlayabileceği cümlelerle açıklamalıyız. Burada bir örnekten yararlanabiliriz. Çocuğunuza kanseri anlatmak için bir çiçek bahçesi düşünmesini söyleyin. Orada her gün yeni çiçekler açıyor. Vücudumuzda hücrelerden oluşuyor. Sağlıklı olmamız için her gün yeni hücreler oluşuyor. Ancak nasıl çiçek bahçesinde bazen istemediğimiz bazı bitkiler de çıkabiliyorsa, vücudumuzda da istemediğimiz hücreler oluşabiliyor. Bu hücrelere kanser deniyor.

Üçüncü Adım: Gerçekçi ve umut verici konuşun.

Çocuğunuza kanser olan kişinin iyileşmesi için tedavi gördüğünü anlatın. Ancak tedavinin bazı yan etkileri olduğunu, tedavisi süresince bu kişinin kendini pek iyi hissetmeyebileceğini, tedavi bittikten sonra o kişinin eskisi gibi sağlıklı olmasını umut ettiğinizi anlatın.

Dördüncü Adım: Çocuğunuzu soru sorması için cesaretlendirin.

Çocuklar aile büyüklerinin nasıl kanser olduğunu ve de kanserin bulaşıcı olup olmadığını merak ederler.

Dikkat Edilmesi Gerekenler!

  • 3-6 yaş arası çocuklar kansere kendilerinin neden olduğunu düşünebilirler. Evde çok gürültü yaptıkları için ya da büyük annelerinin kucağına hızlıca atladıkları için onların kanser olduğuna inanabilirler. Çocuklarınıza tekrar tekrar kansere onların yaptıkları bir şeyin neden olamayacağını anlatmalısınız.
  • Okul çağı çocukları ise okuldan eve getirdikleri mikroplardan dolayı birinin kanser olduğuna ya da kanserin bulaşıcı olduğuna ve o kişiyle görüşmemeleri gerektiğine inanabilirler.

Çocuğunuzla bu meseleleri tekrar konuşmanız gerekebilir. Kanserin bulaşıcı olmadığını, grip gibi bir basit bir hastalıktan ziyade karmaşık bir hastalık olduğunu belirtmelisiniz. Yani çocuğunuz hasta aile bireyiyle ilişkisine eskisi gibi devam etmekten çekinmemeli. Büyük annesine, büyük babasına eskisi gibi sarılabilmeli. Kanser olan bir aile dostuysa onla görüşmeye çekinmeden devam edebilmeli.

  • Kanser olan yakınınız çocuğunuzun teyzesi, büyük annesi veya büyük babası gibi yakın bir kimseyse bu durumun hiç adil olmadığından yakınabilirler. Okul çağı çocukları adalete inanırlar. İyinin ödüllendirileceğine, kötünün ise cezalandırılacağını düşünürler. Bu nedenle çocuğunuza kanserin adil olmadığını, ancak hayatta böyle şeylerin başa gelebileceğini, önemli olanın kanserli bireye destek olmak olduğunu anlatın.
  • Çocuklar kanserli kişinin dış görünüşündeki değişiklikler konusunda da meraklı olabilirler. Kanser olan aile bireyi ya da aile dostu kemoterapi görmeden önce çocuğunuza kemoterapinin kanser tedavisinde kullanılan etkin bir metod olduğunu, tümörün küçülmesini sağlayacağını ve bu yolla sevilen kişinin iyi olacağını anlatın. Ancak saçlarının bu dönemde döküleceğini, tedavi bittikten sonra ise yeniden uzayacağını açıklayın.

Çocuğunuza bir yakınınızın kanser olduğunu açıklarken neleri yapmaktan kaçınmalısınız?

Hepimiz çocuklarımızı korumak istiyoruz, bu nedenle üzülecekleri meseleleri onlardan gizliyoruz, bazen de onlara bu konularla ilgili küçük yalanlar söylüyoruz.  Aslında bazen kendi üzüntülerimizi ve korkularımızı onların da yaşayacağından korkuyoruz.  Fakat unutmamız gereken nokta şu ki üzülmek, korkmak, endişelenmek de bu hayatın bir parçası. En önemlisi de çocuklara karşı her zaman dürüst olmalıyız. Çocuklar sandığımızdan çok daha güçlüler. Yaşlarına uygun anlatınca anlamayacakları bir şey yok. Eğer çocuklara doğruyu söylemezsek anne babalarına karşı olan güvenleri sarsılabilir. Kendilerini kandırılmış hissedebilirler.

Köfte Yağmuru (2009)

Çocukluğundan bu yana icatlar yapan ve bilim insanı olmak isteyen bir genç adam, sayısız başarısız görülen denemenin ardından bu kez başarılı olduğu düşünülen bir icat geliştiriyor ancak işler pek de sanıldığı gibi gitmiyor.

6 yaş ve üzeri çocukların kavrayabileceği temaları işleyen film daha küçük yaş çocuklar için korku yaratabilecek çizimler barındırmakta. Eğitici mesajlar veren bu filmi çocuğunuzla üzerine konuşarak izlediğiniz takdirde psikolojik gelişimi desteklemesi de mümkün.

Bu filmi çocuklarınızla aşağıdaki konuları konuşarak izleyebilirsiniz:

  • Kendimizden farklı ilgi alanları ve zevkleri olan kişilerle de iyi anlaşabiliriz. İki çocuğun arkadaş olması için illa ki çok benzer şeyleri sevmeleri gerekmez.
  • Diğer çocuklara kötü davranmaya, kötü sözler söylemeye, aşağılamaya, onları oyuna almamaya zorbalık denir. Zorbalık davranışları yanlış davranışlardır çünkü karşımızdaki çocuğu üzer ve incitir. Bir çocuğa zorbalık yapıldığında ailesine ve/veya öğretmenlerine söyleyebilir.
  • Yaptığımız her işte hemen başarılı olamayabiliriz. Bir işi gerçekten başarmak istiyorsak birden fazla deneme yapmamız gerekebilir. Başarısız denemeler ise bize doğru yolu gösterir.
  • Sebepsiz yere ya da kötü niyetle daha fazlasını istemek açgözlülüktür. Örneğin karnımız tok olduğu halde yemek yemeyi istemek gibi. Açgözlülük ihtiyacımızdan fazlasını almak istemek olduğu için yanlış bir şeydir. Gerçekten neleri yapmak istediğimize ve ihtiyacımızın ne olduğuna karar vermeli ve onlar için çabalamalıyız.

Yetişkinler için:

Köfte Yağmuru yetişkinlerin de çocuklarla beraber izlerken epeyce keyif alabileceği bir film. İçerdiği alt metinler gereği tüketim çılgınlığını, güç ve mevki sahibi olan kişilerin halkı zor duruma sokabilecek hırslarını eleştiriyor. Bizlere üretimin değerini gösteriyor ve inandığımız yolda yürürken karşımıza zorlukların çıkabileceğini ancak bunların üstesinden gelirsek hayallerimize ulaşabileceğimizi hatırlatıyor. Film, sürreal olarak nitelenebilecek çizimlerle görsel şölen yaşatıyor.

Önerilen Yaş: 6 ve üzeri

Çocuklar için Anlaşılabilirlik: 7/ 10

Eğiticilik: 8/ 10

Psikolojik Gelişimi Destekleme: 8/ 10

Şiddet İçeriği: 3/ 10